Çanakkale Savaşları - Hava Harekatı
2. Evre: Gelibolu Çıkarması Süresince Hava Faaliyetleri
25 Nisan 1915’te Fransız ve İngiliz kuvvetleri Gelibolu
Yarımadası’na çıkartma yaptıklarında, savaş bir deniz harekatı
olmaktan çıkmış ve kara harekatına dönüşmüştür. Fransız
kuvvetlerine eşlik etmek için 8 uçaklık ek bir filo olan
Escadrille M.F 98T Bozcaada’da boşaltılmıştır.
Gelibolu Savaşı’nın başlangıcında Müttefikler keşif
faaliyetleri içinde yeni bir savaş silahını kullandılar. Hava
koşulları izin verdiği sürece her gün, Bozcaada’da konuşlanmış
eldeki tüm uçaklar genellikle günde iki veya üç kez uçuşa
çıkıyordu. Bu, açık denizde 17 1/2 milden fazla tehlikeli bir
uçuşu kapsıyordu. Görevleri Türk mevzilerinin yerini belirlemek,
harita koordinatlarını düzeltmek ve fotoğraf çekmekti. Fotoğraf
çekme işinin modifiye edilmiş bir Alman Goertz katlamalı fotoğraf
makinesi kullanan Teğmen Pilot C.H.Butler tarafından yapıldığına
dikkat çekmeye değer. Kara uçakları Bozcaada’dan harekat yapmaya
devam ederken, HMS Ark Royal, deniz uçaklarını İzmir ve Enez
yöresinde uzun menzilli keşif görevlerinde bulunmak üzere
kullanıyordu.
İngiliz uçak gemisi “Ark Royal” 6 adet uçak ile 1 Şubat’ta
Ege’ye 6 deniz uçağı beraberinde açılmıştı. Ayrıca 4 kara (Sopwith
Tabloid) uçağı da taşıyordu.Gemi 17 Şubat’ta İngiliz-Fransız
Filosunun ana üssü olan Limni yakınlarındaki Tenedos (Bozcaada)
adasına ulaşmıştı.Limni,Bozcaada ve diğer adalar Türklere ait
idi.Ancak 1.Balkan Savaşı Sonunda Yunanlılar tarafından işgal
edilmiştir.Bu adaların hakimiyeti konusunda Yunanistan ile Osmanlı
Devleti arasında tartışmalar devam ediyordu.Yunan Başbakanı
Venizelos bu adaları bir oldu bitti ile Müttefik donanmasına
tahsis ederek adalar üzerinde hakimiyetini sağlamıştır.
Bununla beraber, Alman U-bootlarının (denizaltı) varışı, yavaş
hareket eden ve kolayca zarar görebilen HMS Ark Royal’ı açık
denize çıkmak üzere ayrılmaya zorladı. 12 Haziran’da HMS Ark Royal
Mondros Limanı’na sonra da Selanik’e uçak gemisi olmak üzere
gönderildi. Yerine daha yeni, daha hızlı ve aralarından özel iki
tanesi torpido fırlatabilen beş deniz uçağıyla donatılmış HMS Ben-my-Chree
geçti. Bu dönem boyunca Kraliyet Donanması Türk mevzilerini
bombalamayı sürdürdü. O sırada henüz deneme aşamasında olan
havadan topçu mevzilerini tespit etme tekniğini de kullanılmaya
başlanmıştır. Havacıların yer tespitini başarılı olarak yapmaları
için, her turun sonunu kaydetmek üzere temel bir telsiz kodu
kullanıyordu. Fakat hava hizmetlerinde eğitimli gözetleyicilerin
sayısı az olduğundan, Kraliyet donanması telgrafçı olarak görev
yapan gönüllüleri göndermek zorunda kaldı. Bu uçakların harita
noktalaması, gözetleme, fotoğraf çekme ve filo için mayınların
yerini saptama görevleri gibi başka görevlerle de aşırı yüklenmiş
olması yüzünden, topçu birliklerinin yerini saptamanın temel
sorumluluğu gözetleme için kullanılan ilk İngiliz uçan balonu olan
HMS Manica balon gemisi tarafından yerine getirildi. Balonun
gerçekleştirdiği görevler öncelikle HMS Baccante’nin topları için
hedef saptamaktı. HMS Manica’nın balonları ve sonra da HMS
Hector’a ait balonların işi; bütün gün, bölgedeki hava şartlarını
hiç dikkate almaksızın, yukarıda kalabilerek paha biçilmez bir
görevi yerine getirmekti. Savaş filosu tarafından onlara çok değer
veriliyordu ve denizdeki nakliye gemilerinin üzerinde, havada
yüzen tanıdık bir manzara olarak savaşın sonuna kadar
kalmışlardır.
Gelibolu’da, havadan fotoğrafçılığın ve denizden topçu
birliklerinin yerinin saptanmasının ilk kez gerçekleştirilmesinden
başka, bir diğer deneme daha oldu. HMS Ark Royal’ın bölgeden
çıkması ve daha sonra uçak onarım gemisi olarak
görevlendirilmesiyle Sopwith Schneider deniz uçaklarından ikisi
HMS Dories ve Minerva kruvazörlerine atandı. Deniz uçakları, yer
belirleme ve gözlem amacıyla açık güverteye iplerle sıkıca
bağlanarak buharlı vinçle denize indirdi. Ne var ki, sistem
başarısızlığa uğradı, çünkü uçaklar gemideyken geminin toplarının
yarattığı şok ve titremeler, uçakların gövdelerinde ve dış
kaplamasında çatlaklara sebep oldu. Bir keresinde, HMS Dories’teki
toplardan birinin ağzından çıkan alev, uçakları ateşe verdi. Bu
deneme askıya alınmış ve kalan uçaklar Mondros’a gönderilmiştir.
Kullanılan uçakların birçok farklı tipte olması nedeniyle, bakım
en büyük problemdi. Çelikten yapılma gövdesi yüzünden teneke
gıcırtıları çıkartan hantal Brequet yavaştı, 1913 yılının
standartlarına göre bile uçması zordu. Onun kullanışlılıktan
yoksun olması, diğer uçakları çok daha fazla uçmaya zorladı ve
ideal şartlarda, bakım-onarım faaliyeti için tanınan yaklaşık 10
saatlik süre bakım için yetersiz kaldı. Sınırlı sayıdaki yedek
parçalar ve aynı tipten olsa bile motorların değiştirilebilir
parçalarının yokluğu hava kuvvetini zor duruma sokuyordu. Ayrıca
savaş öncesinin meşhur Sopwith Tabloid’i gibi bazı uçakların,
ileri ve aşağı doğru görüş gücünün zayıf olması yüzünden keşif
görevi için kullanışsız olduğu da ortaya çıktı. Tabloid savaş
alanına başlangıçta kanatlarına Lewis makineli tüfekler monte
edilmiş olarak gelmişti.
Bununla birlikte savaşın başlarında Türk ve Almanların uçağının
olmaması, Tabloid’i gereksiz hale getirdi. Uçakları orada tutmak
hiçbir kazanç sağlamadığından Mondros’a geri döndüler. Kısa bir
süre sonra, Osmanlı Hava Kuvveti ortaya çıktı ve ciddi biçimde
tehdit edilmeksizin bölgede aktif olarak devam etti. Buna ek
olarak, Müttefik hava gücünün temelini oluşturan Maurice-Farman
uçaklarının motorları aşırı yorgundu ve birçok uçak, yukarıda iki
mürettebat ve teçhizat taşıyacak yeterli gücü bile üretemiyordu.
Bu yüzden, Türk tarafının ateşi üzerinden alçak hızla uçmak ve
dönüşünü filoya, daha sonra da kara birliklerine bildirmek üzere
aklına kaydetmek zorunda kalan yalnızca tek bir pilot ile
uçabiliyordu. Bu havacıların üzerinde psikolojik olduğu kadar
fiziksel bir baskı da yaratıyordu. Yetmişbeş beygir gücündeki
Farmanların motorlarında aşırı metal yorgunluğu da keşfedilmişti.
Türk tarafına gelince Türk ve Alman gözlemciyle beraber birkaç
uçakla da güçlendirilen 1. Tayyare Bölüğü, açık adalar üzerindeki
İngiliz ve Fransız kuvvetlerine keşif ve bombalama görevlerine
çıkmaya devam etti. Bombalar elle atıldı. Uçakların mühimmatı çok
azdı. Arka kokpitte silahlarla donatılacak ilk uçaklar ancak 1915
Ağustos civarında gelmiştir. Çanakkale’de üslenen bu birliğin
ortalama 4 uçağı mevcuttu.
25 Nisan 1915 tarihinde Gelibolu yarımadasının ucundaki Helles
Burnu ve Suvla Koyuna müttefiklerin çıkması yeni hava keşif
çalışmalarını gerektirdi. General Ian Hamilton’un kumandasındaki
İngiliz-Fransız kuvvetlerini karşılayacak Türk Ordusu; Saroz
Körfezi’nden Beşike Limanına kadar mevzilenmiş; 5,7,19,9,3,11 nci
tümenlerle, Gelibolu ve Çanakkale Jandarma Taburlarından kurulu
idi. Ordu çıkarmayı bekliyor, fakat nereye çıkacakları
bilinmiyordu.
Mustafa Kemal, bölgeyi yakından tanıdığı için, bunun iki belli
başlı noktadan yapılacağına inanmıştı. Birincisi, yarım adanın
güney ucundaki Helles Burnu (Seddülbahir) ki düşman burada deniz
topçusuyla iki yandaki kıyıyı kontrol edebilir, ikincisi de batı
kıyısındaki Kaba Tepe, ki boğazın doğu kıyısına en kolay buradan
inebilirdi. Ancak Liman Von Sanders’in tahminleri bambaşkaydı.
Onun düşüncesinde çıkarma iki noktadan yapılabilirdi. Biri,
Çanakkale Boğazı’nın Asya kıyıları, ki elindeki tümenlerin ikisini
bu düşünceyle Truva dolaylarına gönderdi; biri de kuzeydeki dar
Bolayır geçidi ki buraya da iki tümen ayırdı. Elinde kalan iki
tümenden birini, Helles Burnuna yolladı. Doğrudan doğruya kendi
denetiminde olan, fakat gerçekte Mustafa Kemal’in komutasında
bulunan sonuncusunu, yani 19 ncu Tümeni, yedek kuvvet olarak
Maydos yakınlarında bıraktı. Bu tümen, saldırının geleceği yöne
göre, kuzeye, güneye ya da batıya gönderilmek üzere hazır
tutulacaktı. Mustafa Kemal kendisine verilen görevden memnun kaldı
ve karargah olarak boğazın kuzeyine düşen ve her iki kıyıya da
yakın olan Boğalı köyünü seçti. Buraya yerleşerek çıkarmayı
beklemeye ve tepelerin savunması için hazırlanmaya başladı.
25 Nisan sabahı, düşman kuvvetleri, Mustafa Kemal’in önceden
tahmin etmiş olduğu gibi kumluğa çıkarma yapmaya başladılar;
İngilizler Helles Burnu’ndan, Avustralyalılarla Yeni Zelandalılar
da Kaba Tepe kuzeyinden. Aynı zamanda iki oyalama manevrasına da
girişildi; Fransızlar Asya yakınına baskın yaparken, Kraliyet
Bahriye Tümeni de Bolayır’da bir gösteri taarruzu yapıyordu. Von
Sanders, bu ikinci gösteri taarruzuna kandı. İtilaf Devletleri
Kuvvetlerinin yarımadayı en dar yerinden keserek ordusunu çevirmek
istediklerini sandı. Bu yüzden tümenlerden birini kuzeye,
Bolayır’a gönderdi. Kendi de maiyetiyle birlikte oraya gitti.
Böylelikle kuvvetlerini asıl savaş yerinden uzaklaştırmış oldu.
Sonradan, kolordu komutanı Esat Paşa’yı güneyden gelebilecek
saldırıyı karşılamaya gönderdiyse de, takviyesiz bıraktı.
Çıkarma hareketleri sabah erkenden şiddetli deniz bombardımanı
ile başladığında; Pilot Garber ve Yüzbaşı Hüseyin Sedat keşif
uçuşuna çıktılar. Saroz Körfezi’nden Anadolu sahiline kadar 3
saatlik bir keşif yaptılar. 45 nakliye gemisi tespit edildi.
Bunlara bir-iki bomba atıldı. Harp gemilerinin ayrıldığı ve
Saroz’a karşı bir çıkarma provası tespit edildi. Bu çok önemli
keşfin sonucu, Tayyare Bölüğü Mevkii Müstahkeme bağlı olduğundan
vaktinde 5 nci Orduya ulaştırılamadı. Tayyareler arızalı
olduğundan başka uçuşta yapılamadı. 27,28, ve 29 Nisan’da yapılan
keşifler neticesinde, düşmanın asli kuvvetlerinin Seddülbahir ve
Arıburnu’na çıktığı tespit edilmiş, Beşike Limanı, Kumkale ve
Bolayır’a gösteri mahiyetinde çıkarmalar yapıldığı anlaşılmıştır.
Ateş hattında uçaktan elle atılan bombalar hiç etkili değildi
ve sınırlı sayıda uçak ve mühimmat düşmana pek zarar vermiyordu.
Örneğin Helles (İlyas) Burnu plajı açıklarında ateş destek ve
keşif görevini yerine getiren İngiliz zırhlısı Euryalus’ta bulunan
bir gözetleyici 30 Nisan’da bir uçağın savaş gemisinin üstünden
uçtuğunu ve denize düşüp patlayan bombalar attığını belirtmiştir.
Hava bombardımanıyla hiçbir Müttefik savaş gemisine zarar
verilememiştir. Fakat Müttefik güçlerin konum, güç , hareket,
silah pozizyonları ve depo yerleriyle ilgili olarak uçakların
verdiği bilgi, Türklere bombardıman sonuçlarından daha fazla yarar
sağlamıştır.
Mustafa Kemal, 25 Nisan sabahı deniz toplarının sesleriyle
uyandığı zaman, kendini savaşın tam siklet merkezinde buldu. Keşif
için Kocaçimen Tepe’ye doğru bir süvari bölüğü göndermiş,
Conkbayırı’na doğru büyük çapta bir düşman saldırısının karşısında
olduklarını, Sarıbayır sırtlarının ve özellikle Conkbayırı
tepelerinin bütün Türk savunmasının kilit noktasını teşkil
ettiğini anlamıştı. Tek bir taburun savunma için yeterli
olmayacağını, bir tümenin gerekli olduğunu düşünerek sorumluluğu
üzerine almış, Tümen Komutanlığı yetkisini aşan bir emir vermiş,
57 nci Alayı bir dağ bataryasıyla birlikte Kocaçimen Tepeye
göndermişti. Mustafa Kemal asıl taarruz karşısında bulunduklarını
sezinleyerek Von Sanders’in ihtiyatının büyük kısmını savaşa
sokmuştur ve kararında yanılmamıştır.
Avustralyalılarla Yeni Zelandalılar ise kendilerinin tasarlamış
olduğu ve Türklerinde beklediği gibi Kaba Tepe’ye değil 1,5 km.
kadar kuzeyde daha sarp bir yerden Arıburnu’na çıkabilmişlerdir.
Burası sonradan Anzak Koyu olarak adlandırılacaktır. Mustafa Kemal
Anzak ilerleyişini izleyebilmek için Conkbayır’ına doğru yanındaki
birkaç kişiyle ilerlerken geri çekilen bir bölük askerle
karşılaşmıştı. Bu düşman çıkarmasını gözetlemek için gönderilmiş
ileri karakol birliği idi. ve üç saattir düşmana karşı koymakta
olan tek kuvvetti. Mustafa Kemal, düşmana dinlensin diye geride
bıraktığı askerlerinden daha yakındı. Geri çekilen askerlere
“Düşmandan Kaçılmaz” dedi. Erler “Cephanemiz Kalmadı” diye itiraz
edince “Süngüleriniz Var ya” diyerek süngü takıp yere yatmalarını
emretti. Kendisininde anlattığı gibi, “Bizimkiler yere yatınca
düşmanda yere yattı,böylece bir anlık bir zaman kazanmış olduk. Bu
bir anlık zamanda Anzakların geçirdiği duraksama belki de
yarımadanın kaderini tayin etti. Yaklaşan 57 nci Alayla savaşa
girişmişlerdi”. “Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi
emrediyorum… Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimizi
başka kuvvetler ve başka kumandanlar alabilir” emrinin verildiği
çarpışmanın sonunda 57 nci Alayın hemen hemen bütün personeli
şehit olmuştu.
Düşman tüfeklerinin açtığı ateş perdesi arkasından, durmadan
hücum ederek, Türk ordusunun tarihinde ölümsüzlüğe erişmişlerdir.
Öğleden sonra Anzak’lar yorulmaya başlamış,gece yarısına doğru
İngiliz Başkomutanı Sir Ian Hamilton, Anzak Komutanı General
Birdwood’dan gelen mesajı almıştır. Komutan yenilgiyi kabul
ediyor. hemen tahliyeye girişilmesini öneriyordu. Hamilton ise,
her ne pahasına olursa olsun dayanmalarını söyledi. İşte o ölüm
kalım gününde Türk kuvvetlerinin başında Mustafa Kemal’ın
bulunması zaferin elde edilmesini sağlamıştı. Harekatı Quen
Elizebeth gemisinden izleyen Hamilton, sonradan Gelibolu
hatıralarında şunları yazacaktı.
“İndirdiğimiz onca vahşi darbeye rağmen, gebe dağlar hala
Türk doğurmaktaydı. Yer yer ilerleyen çizgiler; yeşil çimenlerin
üzerinde kımıldayan noktalar; Sarıbayır sırtında, yara izine
benzeyen geniş bir kırmızı toprak üzerinde birbirini izleyen
noktalar-işte yeni bir nokta dizisi… ve yine bir tane daha…
Yaklaşıyor, gözden kayboluyor, yine ortaya çıkıyorlar… mevziimizin
enyüksek ve en orta yerine, birbirini kovalayan dalgalar halinde
yükleniyorlar. Büyük topların gümbürtüsünün yanı sıra,
makinelilerin ve tüfeklerin takırdısı duyuluyor-gök gürültüleri
arasında bir limonluğun damına inen dolunun çıkardığı sesler gibi…
sonra ateş hafifledi. Saldırı püskürtülmüştü. Bizimkiler oldukları
yerde tutunabilmişlerdi. Yeşil çimenliklerin üzerinden geriye az,
çok az nokta döndü. Ötekiler karanlıklar alemine göçmüşlerdi.”
Yoğun çatışmaların ardından Türk Ordusu Haziran sonunda
Müttefiklerin yarımadadaki ilerleyişlerini durdurdu. Haziran sonu
Temmuz başında 1 nci Tayyare Bölüğü Çanakkale Müstahkem Mevki
Komutanlığının emrinden 5 nci Orduya transfer edildi. Bölük,
Galata’ya taşınan havaalanından, düşman elinde olan açıktaki
adalara keşif yapmaya devam etti.
5 Temmuz’da Almanya’dan gelen 2 Gotha Deniz Tayyaresi ve Alman
Deniz Tayyarelerinden kurulu küçük bir deniz birliği Müstahkem
Mevki Komutanlığı emrine verildi. İsmi “Alman Donanması Özel
Müfrezesi Deniz Tayyare Grubu olan bu grup 5 ve 6 Temmuzda
keşiflere başlamıştır. 13 Temmuz’da dört yeni tayyare 1 nci Bölüğü
takviye etmiştir. 1 nci Tayyare Bölüğünün ilk komutanı Alman
Teğmen Ludwig Preussner idi. Sonra Yüzbaşı Tahsin komutan
olmuştur.
Bağlantılı diğer konular: ● Çanakkale Savaşları - Hava Harekatı - Harekatın Evreleri
● Çanakkale Savaşları - Hava Harekatı 1. Evre: Müttefiklerin Çanakkale Boğazı'na Saldırışı
● Çanakkale Savaşları - Hava Harekatı 3. Evre: Suvla (Anafarta) Körfezinin işgali, Anafarta Muharebeleri
● Çanakkale Savaşları - Hava Harekatı 4. Evre: Müttefiklerin Gidişi / Çanakkale Savaşında Türk Zaferi