Çanakkale Savaşları - Hava Harekatı - Harekatın Evreleri
Boğazın Birleşik filo ile denizden zorlanması konusundaki
karar, oldukça tartışmalı alınmıştı. Birleşik filonun tek başına
boğazı zorlayıp geçemeyeceği ve harekatın, deniz-kara işbirliği
biçiminde gerçekleştirilmesi hususunda ilgililerce birçok
uyarılarda bulunulmuşsa da, karar da direnilmişti.
Bu kararı benimsemiş olarak, başından beri Birleşik Filo’nun
komutasını elinde bulunduran Amiral Carden’in Şubat 1915 sonundan
Mart ortalarına dek Boğaz içinde gece ve gündüz sürdürdüğü
operasyonlar başarıya ulaşamamıştı. İşte gerek bu
başarısızlıkların yarattığı hayal kırıklığı, gerekse gelecekte de
karşılaşılabilecek güçlükler, onu umutsuzluğa düşürmüş ve bu
durumda sağlığını etkilemişti. Bunun sonucu olarak Carden, 16
Martta görevden alındı, yerine yardımcısı Amiral de Robeck (17
Mart 1915) atandı.
Koramiral de Robeck’in Akdeniz İngiliz Donanma Komutanlığı
görevini üstlenmesinin hemen ertesi günü, 18 büyük savaş gemisi
(ikisi İngiliz, biri Fransız) üç deniz tümeni halinde
teşkilatlanmış ve üç hat halinde tertiplenmiş olarak Boğaz’a doğru
ilerliyordu.
Bu donanma içinde, savaşın yeni ve denenmiş silahı olarak 48
uçak da bulunuyordu. Amacı yanlış anlaşılmış, eksik ve yanlış
tanımlanmış ve koordine edilmemiş olarak uçaklar, içinde yer
aldıkları harekat gibi, savaş süresince yaratıcı stratejik düşünme
tarzını hiç hesaba katmayarak trajik bir hayal kırıklığı
yaratmıştır.
18 Mart 1915’te Türk tarafının kara birliklerinin durumu ise
şöyleydi: Karargahıyla Anadolu yakasında bulunan 9 ncu Piyade
Tümeninin Gelibolu Yarımadasındaki birlikleri sağ ve sol yan
müfrezeleri adı altında buradaki 19 ncu Tümen Komutanlığı
emrindeydi. Anadolu yakasında ve karargahıyla Kalvert Çifliğinde
bulunmakta olan bu tümen (9 ncu Tümen) bizzat kendi kuruluş ve
emrindeki birlikleri; genellikle Karantina-Kumkale arasında
Boğaz’ın iç kesimiyle Kumkale-Kumburnu arasındaki Ege Denizi
kıyılarını gözetlemek ve özellikle Kumkale dolayını düşman çıkarma
girişimlerine karşı savunmak üzere düzenlenmiş bulunuyordu.
Balıkesir’den gelerek, karargahıyla Ezine’de yerleşen 11 nci
Piyade Tümeni, Kumburnu (hariç)Edremit Körfezi’nde Akçay İskelesi
(hariç) arasındaki Ege Denizi kıyı kesimini gözetleme ve koruma
altında bulundururken büyük kısmıyla da Boğaz Bölgesi dışından
gelebilecek tecavüzlere karşı kullanılmak üzere, Ezine
dolaylarında toplu durumda bulunuyordu.
13 Kasım 1914’te karargahı Çanakkale’den Gelibolu’ya alınmış
olan 3 ncü Kolordu, kuruluşundaki 7 nci,18 nci tümenler ve bir
kısım birlikleriyle Başkomutanlık emri gereği Koyun
Limanı-Değirmenler çizgisinin Kuzeydoğusundan Saroz Körfezindeki
Karaçalı’ya kadar olan kıyı kesimini gözetleme ve koruma görevini
sürdürüyordu.
Düşmanları gibi Türkler de o zamanlarda askeri havacılığın
potansiyelinin değerini ne tam olarak kavrayıp takdir etmişler, ne
de bu potansiyeli anlamışlardı. Bununla birlikte, savaş gittikçe
şiddetlenirken zayıf Türk Hava Ordusu’nun, Çanakkale’deki Müttefik
bozgununa katkıda bulunan birçok görevin yerine getirilmesiyle
kendisine güvenilen,dayanılan başarılı bir hava kuvvetine
dönüştüğü görülecektir.
Türk-Alman havacılık servislerinin birinci görevi keşifti.
Çıkarmanın başında her iki taraf bombalama görevlerini
gerçekleştirdi ancak bomba kapasitesinin sınırlı olması ve ilkel
nişan alma metodları nedeniyle çok az görev başarıyla
tamamlanmıştır. İki tarafın uçakları arasındaki hava muhaberesi,
çıkarmanın sonlarına kadar nispeten nadiren gerçekleşmiş ve
uçaklardaki hasarların çoğu mekanik arıza ve pilot hatasından
kaynaklanmıştır.
Destansı Çanakkale Savaşı süresince havacılığın her iki tarafta
oynadığı rolün katkısını veya böyle bir katkının yokluğunu tam
olarak kavramak için; bu savaşın dört belirgin evresi incelenmek
zorundadır. Çünkü savaşın her evresiyle beraber uçakların oynadığı
rol değişmiştir. Birinci evrede, 18 Mart’ta uçak destekli istila
filotillası tarafından Çanakkale Boğazı geçitlerini zorlayıp aşmak
üzere ana saldırı başlatılmadan önce; mayın arama-tarama
faaliyetleri yapılırken Müttefik Kuvvetler, Türk savunma hatlarını
bombaladı.
İkinci evrede havadan gözetleme ile desteklenen Türkler,
Müttefikleri 25 Nisan’da geri püskürterek, uygun çıkarma uçağının
bulunmaması ve amfibi harekata yönelik bir eğitim ya da yakın hava
desteğinin olmayışı nedeniyle savaş dehşet verici kayıplara
karşılık çok küçük kazanımların sağlanmasıyla sonuçlandı. Üçüncü
evrede, inatçı Türk direnişi ve iyileştirilmiş hava-yer desteği,
Müttefikleri Ağustos’da Suvla (Anafarta) Körfezine sonraki
çıkarmayı yapmaya zorlamıştır. Bu girişim, 4000’den fazla askerin
ölümü ve cesur Türk savunması tarafından vurulup düşen birçok uçak
pahasına, 1600 metrelik cephede sadece 350 metrenin ele
geçirilmesi gibi bir felaketle sonuçlandı. Dördüncü evrede,
Müttefikler Çanakkale harekatından vazgeçmeye karar verdiler. Bu
karar, savaşın son evresine, Aralık’ta Suvla (Anafarta)
körfezinden askerlerin ve müttefik uçakların çekilmesine yol açtı.
On beş gün sonra güçlü bir hava kuvvetinin desteklediği Türk
Ordusu bu bölgedeki egemen güç olarak kabul edilerek, İlyas Burnu
boşaltılmıştır.
Eldeki tayyareler seferberlik planına göre dağıtılmaya
başlandığında Pilot Üsteğmen Fazıl 17 Ağustos 1914 günü 2 nci uçuş
denemesinde Nieuport’la Nara’daki alana inmeyi başarmıştır. Fakat
daha sonra bu uçaktan istenildiği kadar yararlanılamamıştır. Bütün
bunlara karşın usta bir pilot olan Üsteğmen Fazıl Bey, bütün
olanakları zorlayarak 1914 Eylül ve Ekim ayı başında Bozcaada ve
Limni bölgesinde yapmış olduğu hava keşiflerinde düşman donanması
üzerine 150 m.’ye kadar alçalarak çok önemli bilgiler toplamayı
başarmıştır. Türkiye’nin tarafsızlığı sırasında Müttefiklerle
yaşanan gerilim arttığında Türkiye’nin güvenilir bir hava keşif
kabiliyetine ihtiyacı olduğu görülmüştür. Tek uçakla devamlı keşif
yapma olanağı olmadığı için 19 Ekim 1914’te Yüzbaşı Savmi bu kez
iki kişilik Mahmut Şevket Paşa adındaki deniz uçağı ile boğazdaki
tek uçaktan oluşan hava gücünü takviye için Çanakkale’ye
gönderildi. Yüzbaşı Savmi bu tarihten üç ay önce pilotaj eğitimine
başlamış yeni bir pilot idi. Çanakkale’ye yaklaştığı sırada
motorda çıkan arıza nedeniyle Şarköy civarında denize zorunlu iniş
yapmış, bir süre sonra gelen yardım neticesinde uçak kıyıya
çekilmiştir. Uçak daha sonra Yeşilköy’deki Hava Okuluna
gönderildi. 12 Ocak 1915’te Ramazan adlı vapur ile 2 uçak
İstanbul’dan Çanakkale’ye gelmiştir.
Bu son gelen uçaklardan “Ertuğrul” adını taşıyan (Bleriot XI-2)
uçak, pilotu Teğmen Cemal ile Çanakkale Boğazı’nın ağzına kadar
kısa uçuşlar yapabildi. Fakat 18 Mart’daki büyük taarruz için
Müttefik deniz güçlerinin toplandığı İmroz(Gökçeada), Limni ve
Tenedos (Bozcaada) adalarına uçmak için Bleriot’un zayıf durumda
olduğunu düşündü. Sonuç olarak, Müttefik kuvvetlerin oluşum ve
hareketleri hakkında hayatı bilgi Çanakkale Komutanlığı’na
ulaşamadı. Ertuğrul 22 Mart’ta Çanakkale’den çekildi, İstanbul’a
gönderildi ve hurdaya ayrıldı.
Çanakkale Boğazı’nı tehdit için Limni adası Bölgesi’nde
toplanmakta olan İngiliz ve Fransız donanmasından oluşan büyük
armadayı havadan ilk keşif (5,10 Ekim-27 Ekim) başarısını gösteren
Pilot Üsteğmen. Fazıl olmuştur. Daha sonra Almanlarla birlikte
yapılan hava keşifleri sayesinde dünyanın en büyük deniz gücüne
sahip olan düşmanın denizden Çanakkale Boğazı’nı zorlayacağı
anlaşılmıştır.
Bağlantılı diğer konular: ● Çanakkale Savaşları - Hava Harekatı 1. Evre: Müttefiklerin Çanakkale Boğazı'na Saldırışı
● Çanakkale Savaşları - Hava Harekatı 2. Evre: Gelibolu Çıkarması Süresince Hava Faaliyetleri
● Çanakkale Savaşları - Hava Harekatı 3. Evre: Suvla (Anafarta) Körfezinin işgali, Anafarta Muharebeleri
● Çanakkale Savaşları - Hava Harekatı 4. Evre: Müttefiklerin Gidişi / Çanakkale Savaşında Türk Zaferi